8 Şubat 2009 Pazar

İstanbul Pazarları


Pazara gitmek çocukluğumda benim için bazen bir zevk, bazen de sıkıcı bir görevdi. Rahmetli annemin peşine takılır, şimdilerde pek göremediğimiz hemen hemen boyum büyüklüğündeki "pazar çantasını" elime alır pazarın yolunu tutardım. Okulların açılma haftası ve bayram haftalarında bana özel birkaç alışveriş yapılacağından çok heyecanlı ve zevkli pazar gezmelerim olmuştur. Arta kalan haftalarda ise sadece ev iaşesi için üstlendiğim bu yardımcılık görevi anneme taşıma konusunda yardım etmekten öteye gitmediği için çoğu zaman canımı sıkmıştır.
Hemen hemen 5-6 yıl olmuştur pazara gidip birkaç alışveriş yapmayalı. İşten güçten mi dersiniz yoksa çocukluğumdan kalan ev iaşesi taşımacılığının sıkıcılğından mı bilemem. Geçtiğimiz hafta hasbel kader bir arkadaşımla İstanbul'un hala kendini aşamamış semtlerinden birinde dalıverdim pazarın birine.
Bir yandan arkadaşımla sohbet etmeye çalışıyor, bir yandan da sağdan soldan üstüme gelen insanlarla çarpışmamak için sağlı sollu kıvırıyordum. Bu ne kalabalık Ya Rabbim! diye içimden geçirirken kalabalık arasından bir çığlık, bir hengame...
- Hırsız vaaar! Cüzdanımı çaldı bu adam, yakalayın! diye var gücüyle bağıran 25 yaşları arasında kucağında bebeği ile (pazarda bebeğin kucakta ne işi varsa) bir kadın,
-Hani nerde?
-Kim o?
-Tutun şunu! gibi sözlerle uğultulu bağırışlar arasında 20-25 yaşlarında esmer, uzun boylu, takım elbiseli esmer koca gözlü bir genç yanımızdan koşarak uzaklaştı. Pazar tahtaları arasındaki boşlıktan pazarın dışına sıyrılıverdi.
Hey gidi eski pazarlar hey.... İnsanlık nereye gidiyor Allahım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder